Akran Zorbalığı
Prof. Dr. Hamit Hancı
Doç. Dr. Gonca Özyurt
Prof. Dr. Mustafa Tözün
Dr. Öğr. Ü. Elif Gamze Özcan
Önsöz
Çocukluk ve ergenlik, bireyin fiziksel, zihinsel, duygusal ve sosyal açıdan kendini inşa ettiği; dış dünyayı, akran ilişkilerini ve kendi kimliğini keşfettiği en hassas gelişimsel dönemlerdir. Bu süreçte akranlar, çocuğun yaşamında yalnızca birlikte zaman geçirilen oyun arkadaşları değildir; aidiyet duygusunun gelişimini sağlayan, özsaygının biçimlenmesinde rol oynayan ve toplumsal kuralların içselleştirilmesinde
adeta ayna işlevi gören sosyal aktörlerdir. Akran grubu içinde kabul görmek, sözü dinlenmek ve değerli hissedilmek, sağlıklı bir kişilik gelişiminin en temel harçlarından birini oluşturur. Ancak akran ilişkilerinin sunduğu iyileştirici ve kapsayıcı potansiyel, zaman zaman yerini derin örseleyici süreçlere bırakabilir. Bu süreçlerin en yaygın görüleni ve en uzun soluklu zararlara yol açanı ise akran zorbalığıdır.
Kitabımız, günümüz toplumunda görünürlüğü giderek artan, biçim değiştiren ve sınırları okul bahçelerinden dijital evrenin derinliklerine kadar uzanan bu ciddi toplumsal ve psikolojik sorunu geniş bir perspektifle ele alma ihtiyacından doğmuştur. Eser, birçok disiplinin ortak bakışıyla hazırlanmıştır: bir yandan zorbalığın gelişimsel, ailesel ve ruhsal dinamikleri; diğer yandan bedensel ve ruhsal bulguların değerlendirilmesi, adli rapor düzenlenmesi, bildirim yükümlülüğü ve çocuk hakları çerçevesindeki hukuki boyutlar bir arada ele alınmıştır.
Uzun yıllar boyunca toplumda ve hatta akademik çevrelerin bir kısmında akran zorbalığı, “çocukluk çağı şakası”, “büyümenin doğal bir parçası” ya da “akranlar arası sıradan bir sürtüşme” olarak görülüp hafife alınmıştır. Oysa son yıllarda yapılan çalışmalar, zorbalığın sıradan bir kavga ya da geçici bir anlaşmazlık olmadığını açık biçimde ortaya koymaktadır.
Akran zorbalığı; yaş, fiziksel güç, sosyal konum ya da psikolojik durum bakımından daha avantajlı olan bir ya da birkaç çocuğun, kendisine göre daha zayıf konumdaki bir başka çocuğa yönelttiği; kasıtlı, yinelenen ve güç dengesizliğine dayanan olumsuz eylemler bütünüdür. Bu eylemler; mağdur çocukta olduğu kadar zorbalık uygulayan ve olaya tanıklık eden çocuklarda da depresyon, kaygı bozuklukları, travma sonrası stres belirtileri, okul devamsızlığı ve intihar düşünceleri gibi uzun süreli ruhsal ve toplumsal etkiler bırakabilmektedir.
Akran zorbalığıyla mücadele, yalnızca rehberlik servislerinin ya da disiplin kurullarının omuzlarına yüklenebilecek bir görev değildir. Bir çocuğun okul koridorunda ya da bir ekran karşısında kendini yalnız, çaresiz ve aşağılanmış hissetmesi, tüm toplumun ortak sorumluluğudur. Güvenli bir okul ve toplum iklimi yaratmak; ancak ebeveynlerin, öğretmenlerin, okul yöneticilerinin, ruh sağlığı uzmanlarının, adli tıp uzmanlarının, sosyal hizmet uzmanlarının, kolluk kuvvetlerinin ve hukukçuların aynı kararlılıkla el ele vermesiyle mümkündür.
“Bir çocuğu büyütmek için bir köy gerekir” diyen Afrika atasözü, günümüzde “Bir çocuğu korumak için tüm disiplinlerin iş birliği gerekir” şeklinde yeniden anlam kazanmaktadır.
Bu kitabın hazırlanmasında emeği geçen, her biri kendi alanında uzman olan; akademik birikimlerini ve sahadaki deneyimlerini cömertçe paylaşan tüm yazar arkadaşlarımıza içten şükranlarımızı sunarız.
Bu değerli eseri; çocukların daha güvenli, sevgi dolu ve adil bir dünyada büyümesi için gecesini gündüzüne katan tüm eğitimcilere, araştırmacılara ve uygulayıcılara en derin saygıyla ithaf ediyoruz.
Prof. Dr. Hamit Hancı
Doç. Dr. Gonca Özyurt
Prof. Dr. Mustafa Tözün
Dr. Öğr. Ü. Elif Gamze Özcan İzmir, 2026